Diğer Hizmetlerimiz: ingilizce Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Yds Kursu |  Toefl |  izmir ingilizce kursu
Rusça Kursu |   Bursa ingilizce Kursu |  ispanyolca Kursu |  ielts Kursu |  Toeic Kursu |  Proficiency Kursu |  Gmat Kursu


İngilizce Kursu
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Toplam 24 sonuçtan 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
Like Tree1Likes

Konu: Konuşma ingilizcesinde sık kullanılan kalıplar

  1. #1
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    6

    Konuşma ingilizcesinde sık kullanılan kalıplar

    İNGİLİZCEDE EN ÇOK KULLANILAN GÜNLÜK KALIPLAR

    I'm sure: Eminim.

    -I'm sure of it: Ondan eminim.

    -More or less: Aşağı yukarı.

    -So much the better!: Daha iyi ya! İsabet!

    -You seem to be out of sorts: Keyifsiz görünüyorsunuz.

    -Take it easy: 1-Kolay gelsin. 2-Aldırma! Boş ver!

    -It is not a question of that: Mesele o değil.

    -Mind your own business: Siz kendi işinize bakın.

    -It's none of your business: Sizin üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez.

    -What is the matter?: Ne var? Ne oldu?

    -What is the matter with you?: Neyiniz var?

    -more than one: Birden fazla

    -I'll miss you very much: Sizi çok özleyeceğim.

    -I missed the 9.30 bus: 9.30 otobüsünü kaçırdım.

    -so so: şöyle böyle.

    -off and on: Bazen, arasıra

    -It is on the tip of my tongue: Dilimin ucunda

    -He feels quite down in his mouth: O çok üzgün, çok kederli.

    -Come along. : Haydi, çabuk!

    -That's all for now: şimdilik bu kadar.

    -break: Mola, teneffüs.

    -to be over: to finish; bitmek, sona ermek.

    -The break is over: Teneffüs, mola sona erdi.

    -tea break: Çay molası.

    -coffee break: Kahve molası.

    -Let's have a tea break: Haydi bir çay molası verelim.

    -This has nothing to do with me: Bunun benimle bir alakası yok.

    -So much the worse for him!: Yazıklar olsun ona!

    It doesn't make any difference: Hiç fark etmez.

    -It doesn't matter: Zararı yok, fark etmez.

    -It's of no consequences: Önemi yok.

    -Get on with it!: Başla! Devam et!

    -It's for the best: Böylesi en hayırlıdır.

    -That's the worst of it!: Bu olabileceğin en kötüsüdür.

    -So it seems: Öyle görünüyor.

    -It can't be helped: Elden birşey gelmez.

    -It was to be expected: Beklenirdi.

    -You will be 'for it: Azar işiteceksin!

    In this case: Bu durumda

    -So called: Güya,

    -As far as I know: Bildiğime göre,bildiğim kadarıyla

    -As for me: Bence, bana göre

    -Any time: Ne zaman olursa, ne zaman isterseniz

    -Time after time: Zaman zaman

    -Now and then: Ara sıra

    -Occasionally: Fırsat buldukça

    -Frequently: İkide bir,sık sık

    -Very seldom: Çok nadir[

    this is bullshit! - bu sacmalik

    let me say something --> birsey diyeceğim

    tell the truth --> dogruyu soyle!

    you hear that --> duydun mu?

    keep your promise! --> sozunu tut!

    forgive me --> affet

    you should defend me - beni savunmalisin

    dont take sides - taraf tutma!


    how's your studies - derslerin nasil

    can you be open with me - benimle acik ol


    i wanna be open with you - seninle acik konusmak istiyorum


    dont need to say much - fazla soze ne gerek!


    im bored of this conversation - bu konudan sıkıldım


    im bored of this place - bu mekandan sıkıldım
    sahing likes this.

  2. #2
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    6
    Yine konuşurken sık kulanılan cümleler :
    **I agree: Aynı fikirdeyim, sana katılıyorum
    I caught the last bus: Son otobüse yetiştim
    I can’t help it: Benim elimde olan bir şey değil.
    I could hardly speak: Zorlukla konuşabildim
    I decline!: Reddediyorum
    I don’t mean it: Onu demek istemedim, onu kasdetmedim.
    I dont understand: Anlamadım
    I doubt it: Ondan şüpheliyim, Ondan şüphe ederim.
    I have a suprise for you: Senin için bir sürprizim var
    I have no idea: Hiçbir fikrim yok
    I have something to tell you: Sana söyleyeceğim bir şey var
    I have the right to know: Bilmeye hakkım var
    I just made it!: Şimdi yaptım.
    I know all about it: Bütün ayrıntılarıyla biliyorum
    I know what I said: Ne dediğimi biliyorum
    I’ll arange everything: Herşeyi ayarlayacağım
    I’ll back soon: Çok yakın zamanda geri döneceğim
    I’ll be more careful: Daha dikkatli olacağım
    I’ll be right there: Hemen geliyorum
    I’ll have to try that: Bunu denemek zorundayım
    I’ll fix you up: Sizinle ilgileneceğim
    I’ll see to it: O işi hallederim ben.
    I’m afraid that I have to go: Korkarım gitmem gerekiyor
    I’m busy: Meşgulüm, yoğunum
    I’m full: Tokum.
    I’m his fan: Onun hayranıyım
    I’m home: Evdeyim
    I’m in a hurry!: Acelem var
    I’m lost: Kayboldum.
    I’m not sure I can do it: Yapabilir miyim emin değilim
    I’m on a diet: Diyetteyim
    I’m single: Bekârım
    I’m so sorry about this: Bunun için çok üzgünüm
    I’m sorry: Özür dilerim, üzgünüm
    I’m sure: Eminin
    I’m sure of it: Ondan eminim
    I’m very proud of you: Seninle gurur duyuyorum
    I need to do this: Bunu yapmaya ihtiyacım var
    I saw it with my own eyes: Kendi gözlerimle gördüm
    I see: Anlıyorum
    I quit!: İstifa ediyorum, bırakıyorum, vazgeçiyorum.
    I promise: Söz veririm
    I think so: Sanırım öyle
    In that case: Bu durumda
    Is it true or false?: Doğru mu yanlış mı?
    Is it yours?: Bu senin mi?
    It doesn’t make sense: Bunun bir anlamı yok
    It doesn’t matter: Fark etmez
    It really takes time: Bu gerçekten zaman alır
    It’s fort he best: Böylesi daha iyi
    It’s her field: En iyi o bilir, onun alanı
    It’s none of your business: Üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez, sizi ilgilendirmez
    It’s not a question of that: Mesele o değil
    It’s a good idea: BU iyi bir fikir
    It’s a long story: Uzun hikaye
    It’s just what I need: Bu tam da ihtiyacım olan şey
    It’s not a good idea: Bu iyi bir fikir değil
    It’s no use complaining: Şikayet etmenin anlamı yok
    It’s ok: Herşey tamam, herşey yolunda
    It’s on the tip of my tongue: Dilimin ucunda
    It’s too good to be ture: Gerçek olamayacak kadar iyi
    It’s up to you: Bu sana bağlı
    It’s very thoughtful of you: Çok düşüncelisin
    It’s your turn: Sen sıran
    It seems all right: Tamam gibi gözüküyor

  3. #3
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    6
    Learn these sentences ! They may be helpful in speaking English!

    I was awake. Uyanıktım.
    Are you being helped? Size bakan var mı (yardim ediliyor mu)?
    Being unhappy won’t help you. üzülmekle eline bir şey geçmez.
    I do not like being told lie. Bana yalan söylenilmesinden hoşlanmam.
    Do not be scared of being different. Farklı olmaktan korkmayın.
    If I study, I don't like being disturbed. Çalışırken rahatsız edilmeyi sevmem.
    It won’t bear your weight. Senin ağırlığını kaldırmaz.
    A hungry bear does not dance. Aç ayı oynamaz.
    I've become so tired. Çok yoruldum.
    When can I begin? Ne zaman başlayabilirim?
    When does the meeting begin? Toplantı ne zaman başlıyor?
    Which month does your school begin? Okulun hangi ay başlıyor?
    What do you usually buy? Genellikle ne satın alırsın?
    May I buy you one cup of coffee? Size bir kahve ısmarlayabilir miyim?
    I can’t decide which to buy. Hangisini alacağıma karar veremiyorum.
    It's cheap enough to buy. Satın alınacak kadar ucuz.
    Can I go? Gidebilir miyim?
    Can you hold? Bekleyebilir misiniz?
    I can go back. Geri dönebilirim.
    Can I help you? Size yardım edebilir miyim?
    Can I pay cash? Nakit ödeyebilir miyim?
    Can we charge it? Kredi kartı ile alabilir miyiz?
    What can I say? Ne söyleyebilirim?
    What can I say now Şimdi ne diyebilirim
    As you can see, .. Görebildiğin üzere; Gördüğün(üz) gibi ..
    I can’t breathe. Nefes alamıyorum.
    Can you help me? Bana yardım edebilir misin?
    What can happen? Ne olabilir?
    Can we go there? Oraya gidebilir miyiz?
    When can we meet? Ne zaman görüşebiliriz?
    When can you come? Ne zaman gelebilirsin?
    Where can I find it? Nerede bulabilirim?
    I can't hear you. Sizi duyamıyorum.
    You can't miss it. Bulamamana imkan yok.
    You can’t miss it. Kaçırmana imkan yok.
    Where can we meet? Nerede görüşebiliriz?
    Can we walk there? Yürüyerek gidebilir miyiz?
    Can I book a room? Bir oda ayırabilir miyim?
    Can I suggest this? Size bunu önerebilir miyim?
    You can bet on it! Ne demezsin !
    I'm what I can do. Ne yapabiliyorsam oyum.
    I wonder if you can. Yapabilir misin merak ediyorum.
    Anything we can do? Yapabileceğimiz bir şey var mı?
    You can go and ask. Gidip sorabilirsiniz.
    But how can that be? Ama bu nasıl olabilir ki?
    Can I call you back? Seni daha sonra arayabilir miyim?
    Anybody can do this. Bunu kim olsa yapabilir.
    Anything can happen? Her şey olabilir.
    How can I learn more? Daha fazlasını nasıl öğrenebilirim?
    This can't be the end. Bu son olamaz.
    I'm doing well. İyi gidiyor.
    What are you doing? Ne yapıyorsun?
    What do you like doing? Nelerden hoşlanırsınız?
    I'm doing my homework. ödevimi yapıyorum.
    What are you doing in there? Orada ne arıyorsun?
    What are you doing tonight? Bu akşam ne yapıyorsun?
    I'll be doing my best. Elimden geleni yapıyor olacağım
    I'm above doing such things. öyle şeylere tenezzül etmem.
    You are doing much better today. Bugün çok daha iyisin.
    I'm doing everything I should have. Yapmam gereken her şeyi yapıyorum.
    What do you think you're doing? Sen ne yaptığını zannediyorsun?
    It seems that by doing this I've made a big mistake. Bunu yapmakla büyük bir hata işlemişim.
    Come find me Gel bul beni
    You should find a way out. çözüm bulman gerekir.
    So, you’re just giving up? Pes mi ediyorsun yani?
    I’m giving up on everything. Her seyden vazgeçiyorum.
    It’s getting late. Saat geç olmaya başlıyor.
    I'm getting angry. Kızmaya başlıyorum.
    I'm getting breakfast. Kahvaltı yapıyorum.
    I'm just getting started. Daha yeni başlıyorum.
    I hate getting up early. Erken kalkmaktan nefret ediyorum.
    It's getting on my nerves. Sinirlerime dokunuyor.
    Aren't we eating? Yemiyor muyuz?
    What are we eating? Ne yiyoruz?
    What are you drinking? Ne içersiniz?
    Going my way? Yolumuz aynı mı?
    How's it going? Nasıl gidiyor? Ne var ne yok?
    What's going on? Sorun nedir?
    It is going to rain Yağmur yağacak.
    Where are you going? Nereye gidiyorsunuz?
    How are things going? İşler nasıl gidiyor?
    It's all going wrong. Herşey ters gidiyor.
    What's going on there? Neler oluyor orada?
    Things are going well. İşler iyi gidiyor.
    I'm not going anywhere. Hiçbir yere gitmiyorum.
    It s going to carry on. Bu böyle devam edecek.
    Watch where you're going. Nereye gittiğine dikkat et.
    I think I should be going. Sanırım gitsem iyi olur.
    It is going on four o’clock. Saat dörde geliyor.
    What about going to concert? Konsere gitmeye ne dersin?
    How about going to a movie? Film izlemeye gidelim mi?
    Whom are you going to invite? Kimin davet edeceksin?
    Is this really going to happen? Bakalım bu iş olacak mı?
    I'm not going to say it again. Bunu bir daha söylemeyeceğim.
    Continue anyway. Devam et.
    It doesn’t' matter anyway Önemli değil zaten.
    There’s nothing else better to do anyway. Zaten yapacak daha iyi bir şey yok.
    Follow you purpose. Amacınıza sadık kalın.
    You did it on purpose. Bunu bilerek yaptın.
    What’s the purpose of your visit? Ziyaretinizin amacı nedir?
    I will let you know as soon as I figure out. Öğrenir öğrenmez seni bilgilendireceğim.
    As plain as two and two make four. İki kere ikinin dört etmesi kadar basit.
    As plain as the nose on a man’s face. Gün gibi ortada.
    No charge. Para istemez.
    Give in charge. işi kabul et.
    Who is in charge? Kim yetkili?
    Charge before use. Kullanmadan önce şarj ediniz.
    Is there an admission charge? Giriş ücreti var mı?
    He is in charge of the office. Ofisten o sorumlu.
    How much do you charge per days? Günlük tarife nedir?
    With your favour Sayenizde.
    Could you do me a favour please?
    You have to confess everything. Her şeyi itiraf etmeniz gerekir (etmelisiniz).
    There’s no hope. Hiç umut yok.
    Hope this helps. Umarım bu işini görür.
    I hope you are well. Umarım iyisindir.
    All my hope is gone Bütün umudum yitip gitti.
    Hope it passes soon. İnşallah kısa zamanda geçer.
    Hope to see you asap. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.
    I hope I could help you. Umarım yardımcı olabilmişimdir.
    Let us hope for the best. Hayırlısı olsun.
    I hope we will be on time. Umarım yetişiriz.
    I hope everything goes well. Kolay gelsin.
    I hope you feel better soon. Umarım en kısa zamanda kendini daha iyi hissedersin.
    Never quit certainty for hope. Asla umudunu kaybetme.
    Anybody can do this. Bunu kim olsa yapabilir.
    I have faith that we will see each other all the time. Her zaman görüşeceğimize inancım olacak.
    Do you understand? Anlıyor musun?
    I don't understand. Anlamadım.
    I can't understand. Anlayamıyorum.
    I still don’t understand. Hala anlamıyorum.
    As far as I understand.. Anladığım kadarıyla,
    Please try to understand. Lütfen anlamayı dene.
    If you can understand me, then I can understand you Eğer sen beni anlayabilirsen, O zaman ben de seni anlayabilirim.
    I know it’s hard to understand. Biliyorum o zor anlaşılır.
    I cannot understand what you speak. Ne konuştuğunuzu anlayamıyorum.
    You're talking too quickly to understand. Anlaşılamayacak kadar hızlı konuşuyorsun.
    Maybe when time goes by you'll understand. Belki zaman geçtikçe anlarsın.
    I'm going to stay here for one day. Burada bir gün kalacağım.
    Are you going to be praying for me? Benim için dua edecek misin?
    I don’t feel like going out to night. Bu gece canım dışarı çıkmak istemiyor.
    There's not much more going on today. Bugün pek bir şey olduğu yok.
    You been keeping cool? İyi misin?
    Keeping cool. Bomba gibiyim.
    Keeping myself busy. Uğraşıyoruz işte.
    Keeping out of trouble. Bir sıkıntım yok.
    I'm keeping busy as always. Her zamanki gibi meşgulüm.
    I'm holding on your rope. Senin ipinle kuyuya iniyorum.
    Who are you holding for? Kimi bekliyorsunuz?
    Whom are you holding for? Kimi bekliyordunuz?
    For whom are you holding? Kiminle konuşmayı bekliyordunuz?
    You know.. Anlarsın ya ..
    I don't know. Bilmiyorum.
    As you know. Bildiğiniz gibi..
    You may know Belki biliyorsun(uz),
    You know what? Sana birşey söyleyeyim mi?
    How do you know.. ..'ı/u nereden tanıyorsun?
    All that l know Bildigim bir şey.
    I don’t know how Nasıl olduğunu bilmiyorum
    I don't know why. Sebebini bilmiyorum.
    ‘Cause you know, çünkü biliyorsun
    I don’t know yet. Kesin bilmiyorum.
    I don't know why. Bilmiyorum neden.
    I feel I know you Seni tanıdığımı hissediyorum.
    I don't even know. Ben bile bilmiyorum.
    I know who you are. Kim olduğunu biliyorum.
    You think you know. Bildiğini sanıyorsun
    How was I to know? Nasıl bilebilirdim ki?
    I want you to know. Bilmeni istiyorum.
    I know him/her by name. Onu ismen tanıyorum.
    Since I know myself.. Kendimi bildim bileli ..
    I know the truth now. Şimdi gerçeği biliyorum.
    I know all about it. Tüm ayrıntıları biliyorum.
    Tell me what you know. Bana ne bildiğini söyle.
    I know I let you down. Biliyorum seni hayal kırıklığına uğrattım.
    Is anybody here I know? Burda bildiğim birisi var mı?
    You should know by now. Şimdiye kadar bilmen gerekiyordu.
    I know a little Italian. Biraz İtalyanca biliyorum.
    And we know it very well. Ve ikimiz de bunu çok iyi biliyoruz.
    Don't know what to decide. Bilmem ne karar verdin ?
    I don't know what I said. Ne söylediğimi bilmiyorum.

  4. #4
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    38
    Rep Puanı
    5
    BBC Turkish | Gnlk Yaamda ngilizce
    buradan "günlük yaşamda ingilizce" ile igili şeyleri dinleyebilirsiniz arkadaşlar

  5. #5
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    On The Telephone

    Hello (Alo)
    Michael residence (Michael'in evi)
    This is John Black. (Ben John Black)
    Mary, may I help you. (Ben Mary, yardımcı olabilir miyim?)
    Mary speaking. (Ben Mary)
    Who do you want to talk to? (Kiminle konuşmak isterdiniz?)
    Who do you want to speak with? (Kiminle konuşmak istiyorsunuz?)
    May I tell her who is calling? (Ona kimin aradığını söyleyebilir miyim?)
    Whom shall I say is calling? (Kim arıyor diyeyim?)
    Let me page her. (Onu çağırayım.)
    Just a second, I have another call. (Bir saniye, hatta başka biri var.)
    Hang on a moment. (Bir saniye bekleyin.)
    Hung on a second. (Bir saniye bekleyin.)
    For whom are you holding? (Kiminle konuşmayı bekliyordunuz?)
    Are you being helped? (Size yardım ediliyor mu?)
    He is not in, would you like to call back? (Şu an burada değil, tekrar aramak ister miydiniz?)
    He isn't available. Can I take a message? (Burada değil. Not alabilir miyim?)
    Could I take a message? (Not alabilir miyim?)
    I really have to go now. (Kapatmam lazım)
    Can I call you back? (Seni daha sonra arayabilir miyim?)
    Can we continue this later? (Konuşmaya daha sonra devam edebilir miyiz?)
    What is the area code for New York? (New York'un bölge kodu nedir?)
    I can't get through this number. (Bu numaraya bağlanamıyorum.)
    This telephone is out of order. (Bu telefon çalışmıyor.)
    There is a probelem with the lines. (Hatlarda bir problem var.)
    The number is busy. (Numara meşgul)
    The number can't be reached at the moment. (Numaraya şu an ulaşılamıyor.)

  6. #6
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    business
    (iş meseleleri)
    ► BAŞVURU FORMLARINDA

    Name (İsim)
    Phone (Telefon)
    Address (Adres)
    Preious occupation (Önceki iş)
    Income level (Gelir düzeyi)
    Sex (Cinsiyet)
    Gender (Cinsiyet)
    Religion (Din)
    DOB (Doğum tarihi)
    Place of birth (Doğum yeri)
    SSN (Sosyal güvenlik numarası)
    Marital status (Medeni durum)
    Account number (Hesap numarası)
    Race (Irk)
    Ethnic gruop (Etnik grup)
    Age (Yaş)
    What is the salary (Maaş ne kadar)
    Is it part time or full time? (Tam gün mü yoksa yarım gün mü?)
    What are the benefits? (Yan ödemeler nasıl?)
    What are the hours? (Çalışma saatleri nelerdir?)
    What are your qualification? (Ne gibi özellikleriniz var?)
    What is your degree in? (Dereceniz nedir?)
    May I see your resume? (Özgeçmişinize bakabilir miyim?)
    Why did you leave your last job? (Son işinizden niye ayrıldınız?)
    I'd like to file a complaint. (Bir şikayette bulunmak istiyorum.)
    I know the work from A to Z. (İşle ilgili herşeyi biliyorum.)
    It is not in my job description. (Bu benim iş tanımımın içinde yer almıyor.)

  7. #7
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    Money (Para Meseleleri)

    I'd like to apply for a loan. (Kredi için başvurmak istiyorum.)
    I'd like to mortgage my home. (Evimi ipotek ettirmek istiyorum.)
    I'd like a variable interest rate mortgage. (Değişken faiz oranlı ipotek istiyorum.)
    Do you provide balloon loans. (Balon kredileriniz var mı?)
    I'd like to open a savings account. (Tasarruf hesabı açtırmak istiyorum.)
    I'd like close out my savings account. (Tasarruf hesabı kapatmak istiyorum.)
    I'd like to purchase a certificate of deposit. (Yatırım belgesi almak istiyorum.)
    Where is teh automatic teller machine? (Bankamatik nerede?)
    Press your PIN number here. (PIN numaranızı buraya girin.)
    Enter your personal identification number. (Kişisel kimlik numaranızı girin.)
    Tens and twenties please. (Onluk ve yirmilik olsun lütfen.)
    I'd like to cash a check. (Bir çek bozdurmak istiyordum.)
    I'd like to make a deposit. (Mevduat yaptırmak istiyorum.)
    I'd like to transfer money into my savings account. (Tasarruf hesabıma para havale etmek istiyorum.)
    I'd like to make withdrawal. (Para çekmek istiyorum.)
    What is the interest rate? (Faiz oranları nedir?)
    I'd like to buy some foreign currency. (Biraz döviz almak istiyorum.)
    Do you have bank by mail? (Posta yoluyla işlem yapabilir miyim?)
    Can you give me a new banking card? (Bana yeni bir banka kartı verir misiniz?)
    I need some change. (Biraz bozuk paraya ihtiyacım var.)
    I need a roll of quarters. (25 centlik bozuk para istiyorum.)
    You are overdrawn. (Hesabınızdaki miktardan daha fazla para çekmişsiniz.)

  8. #8
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    Health (Sağlık)

    She looks like a million bucks. (Çok sağlıklı görünüyor.)
    I feel like a million dollars. (Kendimi çok iyi hissediyorum.)
    I'm fresh as daisy. (Kendimi çok zinde hissediyorum.)
    He's healthy as a horse. (Sağlık durumu çok iyi)
    You are fit as a fiddle. (Turp gibisin.)
    She looks tired. (Yorgun gözüyüyor.)
    You look like a hell. (Berbat görünüyorsun.)
    He's a sight. (Pasaklı görünüyor.)
    You look like you've been to hell and back. (Çok paspal görünüyorsun.)
    Are you all right.? (İyi misin?)
    Do you feel all right? (Kendini iyi hissediyor musun?)
    You look flushed. (Heyecanlı görünüyorsun.)
    You look pale. (Solgun görünüyorsun.)
    You are white as a ghost. (Hayalet gibi görünüyorsun.)
    I am allergic to dogs. (Köpeklere alerjim var.)
    I am allergic to polen. (Çiçektozlarına alerjim var.)
    I have hayfever. (Saman nezlem var.)
    My nose is stuffed up. (Burnum tıkalı.)
    I can't breathe. (Nefes alamıyorum.)
    Bless you. (Çok yaşa)
    My eyes are puffy. (Gözlerim şişmiş.)
    I am sick. (Hastayım.)
    I am sick as a dog. (Çok fena hastayım.)
    I feel terrible. (Kendimi çok berbat bir halde hissediyorum.)
    I feel sick to my stomach. (Midem bulanıyor.)
    I feel nauseous. (Midem bulanıyor.)
    I have a headache. (Başım ağrıyor.)
    I have a migraine. (Migrenim var.)
    I am so dizzy. (Başım çok fena dönüyor.)
    I need a nap. (Biraz şekerleme yapmam lazım.)
    My head is pounding. (Başım zonkluyor.)
    Is it caching? (Bulaşıcı mı?)
    Does it hurt when I touch? (Dokunduğumda acıyor mu?)
    Have you had this problem before?
    How long have you had this problem? (Ne zamandır bu şikayetiniz var?)
    I have a pain in my back. (Sırtımda bir ağrı var.)
    My ankle is swollen. (Bileğim şiş.)
    I am bleeding. (Kan kaybediyorum.)
    I feel weak. (Kendimi güçsüz hissediyorum.)
    It hurst after I eat. (Yemekten sonra ağrıyor.)
    I have been throwing up. (Kusuyorum.)
    I lose my dinner. (Kusuyorum.)
    I am really sleepy. (Çok uykusuzum.)

  9. #9
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    education (eğitim)

    I have to study. (Ders çalışmam lazım.)
    I have got a midterm tomorrow. (Yarın ara sınavım var.)
    I have got a big test tomorrow. (Yarın büyük bir sınavım var..)
    Could you explain that again? (Bunu tekrar açıklayabilir misiniz?)
    I still don't understand. (Hala anlamıyorum.)
    I don't understand your English. (İngilizce konuşmanızı anlamıyorum.)
    When's the final exam? (Genel sınav ne zaman?)
    When is the midterm? (Ara sınav ne zaman?)
    What will the test cover? (Sınavda neler çıkacak?)
    What's on the test? (Testte neler sorulacak?)
    Can you tell me what grade I'm getting? (Kaç aldığımı söyleyebilir misiniz?)
    What's the grading curve? (Not ortalaması nasıl?)
    Can I talk to you about my grade? (Sizinle notum hakkında konuşabilir miyim?)
    When will we have to turn our homework? (Ödevimizi ne zaman teslim etmemiz gerekiyor?)
    Will there be a quiz? (Yoklama olacak mı?)
    What text are required? (Hangi kitaplar gerekiyor?)
    How can I help my kid with the homework? (Çocuğuma ödevle ilgili nasıl yardımcı olabilirim?)
    She's having a hard time with the homework. (Ödevleri yaparken çok zorlanıyor.)

  10. #10
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    accommodation
    (konaklama)

    I need a room please? (Bir oda rica edecektim?)
    I need a room with a single bed. (Tek yataklı bir oda istiyorum.)
    I need a room with a double bed. (Çift kişilik bir oda istiyorum.)
    Do you have any singles? (Tek kişilik odanız var mı?)
    Do you have any vacancies? (Boş yeriniz var mı?)
    A double, please? (Çift kişilik bir oda lütfen?)
    A room with a bath, please. (Banyolu bir oda lütfen)
    Can I reserve a room? (Bir oda ayırabilir miyim?)
    Can I book a room? (Bir oda ayırabilir miyim?)
    I have a reservation. (Rezervasyon yaptırmıştım.)
    Double occupancy, please. (İki kişilik bir oda lütfen.)
    I need a room with two single beds. (İki ayrı yataklı bir oda istiyorum.)
    I need a room with a double bed. (İki kişilik yataklı bir oda istiyorum.)
    We will need a crib for the baby. (Bebek için bir karyola istiyoruz.)
    Would you like a room with a view of the swimming pool? (Yüzme havuzu manzaralı bir oda istermiydiniz?)
    Would you prefer a non-smoking room? (Sigara içilmeyen bir oda ister miydiniz?)
    I'd like a room at the front. (Ön tarafa bakan bir oda istiyorum.)
    I'd like a room at the rear. (Arka tarafta bir oda istiyorum.)
    I'd like a room with a view of the sea. (Deniz manzaralı bir oda istiyorum.)
    I'd like a room for the week. (Haftalık bir oda istiyorum.)
    I'd like a wake-up call, please. (Uyandırma servisi istiyorum.)
    Where is the ice-machine? (Buz makinesi nerede?)
    Do you have a pool? (Havuzunuz var mı?)
    What are the rates? (Ücretler nasıl?)
    Is there a restaurant? (Lokanta var mı?)
    Are pets allowed? (Evcil hayvanlar kabul ediliyor mu?)
    When's the check-out? (Odayı ne zaman boşaltırsınız?)
    I need to check out. (Ayrılmak istiyorum.)
    I'd like a receipt. (Makbuz rica edebilir miyim?)

  11. #11
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    Travel (Seyahat)
    PLANE (UÇAK)
    Do I have to change planes? (Aktarma yapmam gerekecek mi?)
    Is it direct? (Direk uçuş mu?)
    How many items of carry-on luggage are permitted? (Yanıma ne kadar el bagajı alabilirim?)
    How much luggage can I carry on? (Ne kadar bagaj alabilirim?)
    Is there a layover? (İki sefer arasında bekleme var mı?)
    How long is the layover? (Bekleme süresi ne kadar?)
    There is a one-hour layover in Ankara (Ankara'da aktarma bir saat sürecek)
    When does the next flight leave? (Bir sonraki uçuş ne zaman?)
    What's the departure time? (Hareket saati ne zaman?)
    When does the plane get here? (Uçak buraya ne zaman varır?)
    What's the arrvial time? (Varış ne zaman?)
    When will I make my connection? (Ne zaman aktarma yapacağım?)
    I have to cancel my flight (Uçuşumu iptal etmek zorundayım)
    I lost my luggage (Bagajımı kaybettim)
    My luggage is missing (Bagajım kayıp)
    The flight has been delayed (Uçuş iptal edildi)
    The flight has been moved to gate M2 (Uçuş M2 kapısına yönlendirildi)
    The flight is overbooked (Uçakta koltuk sayısından fazla yolcu var)
    May I see your boarding pass? (Biniş kartınızı görebilir miyim?)

    CUSTOMS (GÜMRÜK)

    Are you bringing anything into the country with you? (Yanınızda ülkeye birşey sokuyor musunuz?)
    How much currency are you bringing into the country? (Ülkeye ne kadar para getiriyorsunuz?)
    Do you have anything to declare? (Gümrüğe tabi birşeyiniz var mı?)
    May I see your passport? (Pasaportunuzu görebilir miyim?)
    Do you have your visa? (Vizeniz var mı?)
    Please place your suitcases on the table (Lütfen çantalarınızı masanın üstüne koyun)
    We should examine your purse (Cüzdanınızı incelememiz gerekiyor)
    What's the nature of your trip? (Seyahatinizin içeriği nedir?)
    What's the purpose of your visit? (Ziyaretinizin amacı nedir?)
    How long do you plan on staying? (Ne kadar kalmayı planlıyorsunuz?)

  12. #12
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    ► RAILWAY (DEMİRYOLU)

    Is it direct? (Direk mi?)
    Is there a layover? (Mola var mı?)
    Is there a dining car? (Yemekli vagon var mı?)
    Is the train on time? (Tren zamanında hareket edecek mi?)
    What's the arrival time? (Varış ne zaman?)
    Are there seats available? (Boş yer var mı?)
    Stand clear of the doors (Kapılardan uzak durun!)
    Please move away from the doors (Lütfen kapıların yanından uzaklaşın)
    Please have your tickets ready for the conductor (Lütfen kondüktör gelmeden biletlerinizi hazırlayın)
    Is this seat occupied? (Bu koltuk boş mu acaba?)
    Can you ***** the window, please? (Camı aralayabilir misiniz lütfen?)
    How many stops are there before we reach the end of the line? (Son durağa kaç durak kaldı?)
    When is the next stop? (Bir sonraki durak ne zaman?)

    BUS (OTOBÜS)

    Is it direct? (Direk mi?)
    Is there a layover? (Mola var mı)
    Do we stop for the meals? (Yemek molası verilecek mi?)
    Can I check my baggage through? (Bagajımı emanete bırakabilir miyim?)
    Can I reserve a seat in advance? (Önceden yer rezervasyonu yapabilir miyim?)
    Is the bus on time? (Otobüs zamanında hareket edecek mi?)
    Is anyone sitting here? (Burada kimse oturuyor mu?)
    What is the fare? (Ücret ne kadar?)
    Could I have a transfer, please? (Bir transfer bileti alabilir miyim?)
    Does this bus go to downtown? (Bu otobüs şehir merkezine gidiyor mu acaba?)
    How far does this bus go? (Bu otobüs nereye kadar gidiyor?)
    Could you let me know when we get to Aksaray? (Aksaraya geldiğimizde bana haber verebilir misiniz?)
    Can you tell me where to get off? (İneceğim yeri bana söyleyebilir misiniz?)
    Move to the rear, please? (Arkaya ilerleyin, lütfen?)

    TAXI (TAKSİ)

    Where to? (Nereye?)
    Where to, buddy? (Nereye abi?)
    Where to, lady? (Nereye bayan?)
    I am not on duty (Şu an çalışmıyorum?)
    Mind if I smoke? (Sigara içmemin bir sakıncası var mı?)
    It's rush hour. I can't go to the airport now. (Şu an trafik çok kötü. Havaalanına gidemem)
    To the airport and please be quick! (Havaalanına gidiyoruz, lütfen çok acele edin!)
    The train station and make it quick! (Tren istasyonuna çek ve acele et!)
    Slow down! (Yavaşla!)
    There is no need to hurry (Acele etmemize gerek yok)
    Please drive safely (Lütfen aracı emniyetli bir şekilde sür)
    Is smoking allowed? (Sigara içiliyor mu?)
    I'm allergic to smoke (Sigaraya karşı alerjim var)
    Do you have change for twenty? (Yirmi dolar bozuğun var mı?)
    Keep the change! (Üstü kalsın)
    I want a receipt (Fiş istiyorum)
    Watch out! (Dikkat et!)
    Look out! (Dikkatli ol!)
    We've missed the exit (Çıkışı kaçırdık)
    We're lost (Kaybolduk)

  13. #13
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    Shopping (Alışveriş)

    May I help you? (Yardımcı olabilir miyim?)
    Can I help you find something? (Birşey bulmanıza yardım edebilir miyim?)
    Can I show you with something? (Size birşey gösterebilir miyim?)
    Are you being helped? (Size bakan var mı?)
    Is there anything I can help you with? (Yardımcı olabileceğim bir konu var mı?)
    If you need me, I'll be around (Bana ihtiyacınız olursa, ben civardayım)
    If I can help you, just let me know (Eğer yardım gerekirse haberim olsun)
    What are you interested in? (Ne bakmıştınız?)
    Are you looking for something in particular? (Belirli birşey mi arıyorsunuz?)
    Do you have something specific in mind? (Aklınızda özel birşey var mı?)
    What size do you need? (Kaç beden istiyorsunuz?)
    Do you know what size you are? (Bedeninizi biliyor musunuz?)
    That's on sale this week? (O bu hafta indirimde)
    I've got just your size (Tam sizin bedeninize uygun birşeyimiz var)
    Can I suggest this? (Size bunu önerebilir miyim?)
    Do you need anything to go with that? (Bununla gidecek birşey ister misiniz?)
    That looks nice on you (Üzerinizde güzel durdu)
    That looks great on you (Üzerinizde harika durdu)
    That's your colour (Tam sizin renginiz)
    This is you (Sizi çok açtı)
    How would you like to pay for this? (Bunu nasıl ödemek isterdiniz?)
    Will that be cash or credit? (Nakit mi, kredi kartı mı?)
    We don't have that in your size (Bunun size göre olan bedeni yok)
    Whe don't have it in that colour (Bu renkte yok)

    WHEN ARE YOU OPEN?

    When are you open? (Ne zaman açıksınız?)
    When do you open? (Ne zaman açıyorsunuz?)
    What are your hours? (Çalışma saatleriniz nelerdir?)
    I'm looking for something for my father (Babam için birşey bakıyordum)
    It's a gift (Hediye olacak)
    I don't know his size (Bedenimi bilmiyorum)
    Can you measure me? (Bedenimi ölçebilir misiniz?)
    Thank you, I'm just looking (Sağolun, sadece bakıyorum)
    I'm just browsing (Sadece bir göz gezdiriyorum)
    I can't make up my mind (Kafamı toparlayamıyorum)
    Do you have this shirt in yellow? (Bu tişörtün sarısı var mı?)
    Do you have these shoes in suede? (Bu ayakkabının süeti var mı?)
    Have you got something less expensive? (Daha uzuz birşeyiniz var mı?)
    It it on sale? (Bu indirimde mi?)
    Do you have a t-shirt to match this? (Buna uyacak bir tişörtünüz var mı?)
    Where is the fitting room? (Elbise değiştirme kabini nerede?)
    I'd like to try this on (Bunu denemek istiyorum)
    It's too tight (Bu çok dar)
    It's too loose (Bu çok geniş)
    It's a little bit expensive (Bu biraz pahalı)
    It's a little pricey (Bu biraz tuzlu)
    Can you hold it for me? (Bunu benim için saklayabilir misiniz?)
    Can I get it gift-wrapped? (Hediye paketi yapabilir misiniz?)
    Would you please gift-wrap that? (Lütfen hediye paketi yapabilir misiniz?)
    How much is it? (Kaç lira?)
    How much does it cost? (Fiyatı ne kadar?)

  14. #14
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jul 2013
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    5
    Food and Drink (Yiyecek / İçecek)
    FOOD AND DRINK (YİYECEK / İÇECEK)
    MAY I HELP YOU?

    Would you like smoking or nonsmoking? (Sigaralı bölüm mü sigarasız bölüm mü?)
    How many in your party? (Kaç kişisiniz?)
    Do you have a reservation? (Rezevasyon yapmışmıydınız?)
    I'll have a table ready in two minutes (İki dakika içinde masanızı hazırlıyorum)
    Would you like to see the menu? (Menüyü görmek istermiydiniz?)
    Are you ready to order? (Sipariş için hazırmısınız?)
    Let me tell you our specials today (Bugünkü spesiyallerimizi söyleyeyim)
    May I take your order, please? (Sipariş alabilir miyim?)
    What will it be? (Ne alırdınız?)
    Can I get you something to drink with that? (Yanında içecek birşey istermiydiniz?)
    Would you care for a dessert? (Tatlı istermisiniz?)
    Is there anything I can get for you? (Yardımcı olabileceğim birşey var mı?)
    Let me show you the dessert tray? (Size tatlı tepsisini göstereyim)
    For here or to go? (Burada mı, paket mi?)
    Here or take away? (Burada mı, paket mi?)
    Do you want that to go? (Paket mi istiyorsunuz?)
    Here you go (Buyurun)
    Here is your order (Siparişiniz hazır)
    Thank you and come again (Teşekkürler, tekrar bekleriz)
    Would you like to start with a coctail? (Bir kokteylle başlamak istermiydiniz?)
    Would you like coffee? (Kahve ister misiniz?)
    Cream or sugar? (Krema, şeker?)
    I am sorry we are out of that (Kusura bakmayın, ondan kalmadı)
    Sorry, it's all gone (Özür dilerim, hepsi bitti)
    How would you like that prepared? (Nasıl hazırlamamı istersiniz?)
    Do you need any napkins? (Peçete ister misiniz?)
    Would you like some salt and pepper? (Biraz tuz ve biber istermiydiniz?)




    MAY I SEE THE MENU?

    A table for two, please (İki kişilik bir masa lütfen)
    I'd like a non-smoking table for four (Sigara içilmeyen bölümden dört kişilik bir masa lüften)
    I have a reservation (Rezervasyon yaptırmıştık)
    Do you have a non-smoking section? (Sigara içilmeyen bölümünüz var mı?)
    Another party will be sitting here? (Buraya bir grup daha gelecek)
    Excuse me, can you come here for a second? (Afedersiniz, bir saniye bakar mısınız?)(
    Could I see menu please? (Menüyü görebilir miyim lütfen?)
    We haven't decided what to order yet (Henüz ne sipariş edeceğimize karar vermedik)
    We need more minutes to decide (Karar vermek için birkaç dakikaya ihtiyacımız var)
    We're ready to order (Sipariş verebiliriz)
    Can you take our orders, please? (Sipariş alabilir misiniz lütfen?)
    What are the specials? (Spesiyaliteler neler?)
    What would you suggest? (Ne yememizi önerirsiniz?)
    What's the soup of the day? (Günün çorbası ne?)
    Do you have vegetariam dishes? (Vejeteryan yemekleriniz var mı?)
    May I have a burger and fries? ( Hamburger ve patates kızartması alabilir miyim?)
    Give me a hot dog with the works (Herşeyi yanında bir sosisli lütfen)
    I'll have a burger with everything (Herşeyi yanında bir hamburger)
    Can I have a small soda, please? (Bir ufak soda alabilir miyim lütfen?)
    No ketchup (Ketçap olmasın)
    No onions (Soğan koymayın)
    Go easy on the onions (Soğanı fazla koymayın)
    Take it easy on the ketchup (Ketçapı fazla olmasın)
    To go please (Paket olsun, lütfen)
    For here, please (Burada yiyeceğim)
    I'll eat it here (Burada yiyeceğim)
    I'd like an espresso (Bir espresso istiyorum)
    I'd like a mineral water (Bir maden suyu istiyorum)
    Just coffee for the moment (Şimdilik bir tane kahve)
    Can you get me a glass of water? (Bir bardak su getirebilir misiniz?)
    What kind of dressings do you have? (Ne tür soslarınız var?)
    I'd like my steak well done (Bifteğimi çok pişmiş istiyorum)
    I'd like my steak rare (Biftek az pişmiş olsun)
    I'd like my steak medium (Biftek orta pişsin)
    Can I get it rare? (Az pişmiş olabilir mi?
    Could I have some more bread, please? (Biraz daha ekmek alabilir miyim lütfen?)
    This meat is too fatty (Bu et çok yağlı)
    The meat is too tough (Et çok sert)
    This meal isn't fresh (Bu yemek taze değil)
    This soup is cold (Bu çorba soğuk)
    Could I speak to the manager, please? (Yöneticiyle görüşebilir miyim?)
    I couldn't eat this. Could you wrap it, please? (Bunu yiyemedim. Paket yaparmısınız lüften?)
    I'd like to take the rest (Geri kalanını götürmek istiyorum)
    Could I have the bill, please? (Hesabı alabilir miyim?)
    Check, please? (Hesap, lütfen)
    Seperate checks, please? (Hesabı ayrı alın)
    All together (Hepsini birlikte alın)
    Do I pay you or the cashier? (Size mi ödeyeceğiz, kasaya mı?)
    May I have a receipt, please? (Fiş alabilir miyim lütfen?)
    There seems to be a mistake (Bir yanlışlık var gibi gözüküyor)
    Does this include the tip? (Bunun içinde bahşiş dahil mi?)
    Keep the change (Üstü kalsın)
    Is there somewhere we could wash our hands? (Ellerimizi yıkayabileceğimiz bir yer var mı acaba?)

  15. #15
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    6
    1. Bored to death-sıkıntıdan patlamış,adjective (used for people)
    2. You've got to be kidding-Şaka yapıyor olmalısın
    3. Sick and Tired-burnundan gelmek
    4. Call it a day-paydos etmek
    5. Get on one's nerves-birinin sinirine dokunmak
    6. Read one's mind-aklından geçeni okumak
    7. Feel blue-hüzünlü hissetmek
    14. Go Dutch-hesabı paylaşmak,Alman usülü yapmak

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68