Diğer Hizmetlerimiz: ingilizce Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Yds Kursu |  Toefl |  izmir ingilizce kursu
Rusça Kursu |   Bursa ingilizce Kursu |  ispanyolca Kursu |  ielts Kursu |  Toeic Kursu |  Proficiency Kursu |  Gmat Kursu


İngilizce Kursu
Toplam 8 sonuçtan 1 ile 8 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Most common phrasal verbs in English :))

  1. #1
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    9

    Most common phrasal verbs in English :))

    Arkadaşlar İngilizce'de sıkça kullanılan öbekleşmiş eylemlerin listesini İngilizce ve Türkçe örnekleriyle buldum.Hepsini ezberlemektense örneklerle akılda tutmak daha iyi olur diye düşünüyorum.Yds için de yararlı olacağını düşünüyorum.İyi çalışmalar
    *****************************************
    blow up

    Patlamak, havaya uçurmak

    The terrorists tried to blow up the railroad station.
    “Teröristler demiryolu istasyonunu havaya uçurmaya çalıştılar.”

    bring up

    Bir konudan bahsetmek

    My mother brought up that little matter of my prison record again.
    “Annem, o kadar da önemli olmayan sabıka kaydımdan bahsetti.”

    bring up

    Çocuk yetiştirmek.

    It isn't easy to bring up children nowadays.
    “Bu günlerde çocuk yetiştirmek kolay değil.”

    call off

    İptal etmek

    They called off this afternoon's meeting
    “Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler.”

    do over

    Bir işi tekrar etmek

    Do this homework over.
    “Bu ödevi tekrar yap.”

    fill out

    Bir formu doldurmak

    Fill out this application form and mail it in.
    “Bu başvuru formunu doldur ve postala.”


    fill up

    Tamamen-ağzına kadar doldurmak

    She filled up the grocery cart with free food.
    “Sepeti tamamen, bedava yiyecekle doldurdu.”

    find out

    öğrenmek

    My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.
    “Kız kardeşim kocasının onun için sürpriz bir parti düzenlediğini öğrendi.”

    give away

    Birisine bir şeyi bedava vermek

    The filling station was giving away free gas.
    “Benzin istasyonu bedava gaz veriyordu.”

    give back

    Bir şeyi geri vermek

    My brother borrowed my car. I have a feeling he's not about to give it back.
    “Erkek kardeşim arabamı ödünç aldı.Arabayı geri vermeyeceğini düşünüyorum.”

    hand in

    Bir şeyi onaylamak (ödev yapmak)

    The students handed in their papers and left the room.
    “Öğrenciler, ödevlerini tamamladılar ve sınıftan çıktılar.”

    hang up

    Telefonu kapatmak

    She hung up the phone before she hung up her clothes.
    “Kıyafetini asmadan önce telefonu kapadı.”

    hold up

    Geciktirmek

    I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.
    “Toplantıyı geciktirmekten hiç hoşlanmıyorum ama lavaboya gitmem gerekiyor.”

    hold up (2)

    soymak

    Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.
    “Üç maskeli ve silahlı adam Güvenlik Bankasını bu öğleden sonra soydular.”

    leave out

    Atlamak, çıkarmak, savsaklamak

    You left out the part about the police chase down.
    (Polisin kovalamasıyla ilgili bölümü atladın.)

    look over

    incelemek, kontrol etmek

    The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them over carefully.)
    “Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce evrakları dikkatlice incelediler.”

    look up

    Bir listenin içinde aramak

    You've misspelled this word again. You'd better look it up.
    “Bu kelimeyi yine yanlış yazdın.Doğru yazılımına baksan iyi olacak.”

    make up

    Bir hikaye veya yalan uydurmak

    She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.
    “Başının belada olduğunun farkındaydı bu yüzden arkadaşlarıyla sinemaya gittiğini uydurdu.”

    make out

    Duymak, algılamak

    He was so far away, we really couldn't make out what he was saying.
    “O kadar uzaktaydı ki onun ne söylediğini duyamadık.”

    pick out

    Seçmek

    There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.
    “Sırada üç adam vardı.Cüzdanını çaldığını düşündüğü adamı seçti.”

    pick up

    Bir şeyi kaldırmak

    The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)
    “Vinç bütün evi havaya kaldırdı.”

    point out

    Dikkat çekmek, belirtmek

    As we drove through Paris, Francoise pointed out the major historical sites.
    “Paris’ten arabayla geçerken, Francoise başlıca tarihi yerlere dikkatimizi çekti.”

    put away

    Saklamak

    We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.
    “Paramızı emekliliğimiz için saklıyoruz.”

    put off

    Ertelemek

    We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)
    “Patrondan toplantıyı yarına kadar ertelemesini rica ettik.”

    put on

    Giyinmek

    I put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)
    “Bir süveter ve ceket giydim.”

    put out

    Söndürmek

    The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)
    “İtfaiyeciler yangını, bütün evi sarmadan söndürdüler.”

    read over

    Dikkatli okumak

    I read over the homework, but couldn't make any sense of it.
    “Ödevi dikkatli okudum ama hiçbir şey anlamadım.”

    set up

    Düzenlemek, kurmak

    My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.

    “Karım sofrayı tam istediği gibi hazırladı.”

    take down

    Not etmek

    These are your instructions. Write them down before you forget.
    “Unutmadan bu bilgileri bir yere not et.”

    take off

    Kıyafet çıkarmak

    It was so hot that I had to take off my shirt.
    “Hava öyle sıcaktı ki tişörtümü çıkartmak zorunda kaldım.”

    talk over

    tartışmak

    We have serious problems here. Let's talk them over like adults.
    “Yaşadığımız ciddi problemleri tıpkı bir yetişkin gibi tartışmalıyız.”

    throw away

    atmak

    That's a lot of money! Don't just throw it away.
    “Pahalı bir şey o! Sakın atma.”

    try on

    Kıyafet denemek

    She tried on fifteen dresses before she found one she liked.
    “Beğendiği elbiseyi bulana kadar on beş tane kıyafet denedi.”

    try out

    denemek

    I tried out four cars before I could find one that pleased me.
    “İstediğim arabayı bulana kadar dört tane araba denedim.”

    turn down

    Bir şeyin sesini kısmak

    Your radio is driving me crazy! Please turn it down.
    “Radyonun yüksek sesi beni rahatsız ediyor.Lütfen biraz sesini kıs.”

    turn down (2)

    Reddetmek, geri çevirmek

    He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.
    “Bu yıl iki kez terfi etmek için talepte bulundu ama her defasında geri çevrildi.”

    turn up

    Bir şeyin sesini yükseltmek

    Grandpa couldn't hear, so he turned up his hearing aid.
    “Büyük babam duyamadığı için kulaklığının sesini açtı.”

    turn off

    Elektriği kapamak

    We turned off the lights before anyone could see us.
    “Kimse bizi görmeden ışığı söndürdük.”

    turn off (2)

    Mide bulandırmak, tiksindirmek

    It was a disgusting movie. It really turned me off.
    “O kadar kötü filmdi ki midem bulandı.”

    turn on

    Elektriği açmak

    Turn on the CD player so we can dance.
    “CD çaları açta dans edelim.”

    use up

    boşaltmak

    The gang members used up all the money and went out to rob some more banks.
    “Gangsterler bütün parayı boşalttılar ve birkaç banka daha soymak için gittiler.”

  2. #2
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    9
    What is a Phrasal Verb?
    Strangely enough, we can see it in a mathematical way!

    Verb + Either preposition/adverb/both = Phrasal Verb
    (Action) (Placement word/Description of Action)

    E.g.

    Look + Up/Down/Over/Under
    (Action) (Prepositions)

    These can be directional as in “Look up”, meaning to literally tilt your head or eyes upwards to “looking up” as searching for a term or idea. I’m sure everyone has looked something up in Google, for example!

  3. #3
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    3
    Rep Puanı
    0
    Bi kaç cafcaflı phrasal verb de ben yazayım

    Break in on

    Bir sohbeti bölmek

    I was talking to Mom on the phone when the operator broke in on our call.

    “Operatör konuşmamızı kestiği zaman telefonda annemle konuşuyordum.”

    catch up with

    Yakın olmak

    After our month-long trip, it was time to catch up with the neighbors and the news around town.
    “Aylar süren yolculuğumuzdan sonra, komşulara ve kasaba çevresine yakın olup onlardan haber almanın vakti gelmişti.”

    check up on

    İncelemek, kontrol etmek

    The boys promised to check up on the condition of the summer house from time to time.
    “Çocuklar yazlığa zaman, zaman bakmak için söz verdiler.”

    come up with

    Bağışta bulunmak

    After years of giving nothing, the old parishioner was able to come up with a thousand-dollar donation.
    “Eski kilise cemiyeti üyesi bin dolarlık bir bağış yaptı. Yıllardır hiçbir bağışta bulunmamıştı.”

    cut down on

    Kesmek, azaltmak

    We tried to cut down on the money we were spending on entertainment.
    “Eğlenceye harcadığımız parayı azaltmaya çalıştık.”

    drop out of

    Sınıfta kalmak

    I hope none of my students drop out of school this semester.
    “Umarım öğrencilerimin hiç biri bu sömestr sınıfta kalmaz.”

    get along with

    İyi anlaşmak

    I found it very hard to get along with my brother when we were young.
    “Erkek kardeşimle anlaşmak, küçükken daha zordu.”

    get away with

    Bir işten sıyrılmak

    Janik cheated on the exam and then tried to get away with it.
    “Janik sınavda kopya çektiği halde bu işten sıyrılmaya çalıştı.”

    get rid of

    kurtulmak

    The citizens tried to get rid of their corrupt mayor in the recent election.
    “Vatandaşlar son seçimlerde fırsatçı belediye başkanından kurtulmaya çalıştı.”

    get through with

    bitirmek

    When will you ever get through with that program?
    “Bu programı ne zaman bitiriceksin?”

    keep up with

    Geri kalmamak

    It's hard to keep up with the Joneses when you lose your job!

    look forward to

    Dört gözle beklemek

    I always look forward to the beginning of a new semester.
    “Yeni sömestrin başlamasını her zaman dört gözle beklerim.”

    look down on

    Hor görmek, küçümsemek

    It's typical of a jingoistic country that the citizens look down on their geographical neighbors.
    Komşularını, tipik ırkçı ülke vatandaşları küçümserler.

    look in on

    Birini ziyaret etmek

    We were going to look in on my brother-in-law, but he wasn't home.
    “Kayınbiraderimi ziyaret edecektik ama evde yoktu.”

    look out for

    Önce davranmak, tahmin etmek

    Good instructors will look out for early signs of failure in their students
    “İyi eğitimciler öğrencilerinin yapacakları hataları önceden görürler.”

    look up to

    Saygı göstermek

    First-graders really look up to their teachers.
    “Eski nesil, öğretmenlerine gerçekten saygı gösterirler.”

    make sure of

    Doğrulamak, emin olmak

    Make sure of the student's identity before you let him into the classroom.
    “Öğrencilerinizi sınıfa almadan önce, kimliklerinin doğru olduğundan emin olun.”

    put up with

    Hoşgörü göstermek

    The teacher had to put up with a great deal of nonsense from the new students.
    “Öğretmen yeni öğrencilerin bütün saçmalıklarını hoş görmek zorunda kaldı.”

    run out of

    tükenmek

    The runners ran out of energy before the end of the race.
    “Koşucuların dirençleri, yarışın sonuna gelmeden tükenmişti.”

    take care of

    İlgilenmek, sorumlu olmak

    My oldest sister took care of us younger children after Mom died.
    “Ablam, annem öldükten sonra bize, daha küçük çocuklara baktı.”

    talk back to

    Kaba bir şekilde cevap vermek

    The star player talked back to the coach and was thrown off the team.

    think back on

    Yad etmek, anmak

    I often think back on my childhood with great pleasure.
    “Çocukluğumu sık, sık büyük bir mutlulukla anarım.”

    walk out on

    Terk etmek, başından atmak

    Her husband walked out on her and their three children.
    “Kocası onu ve üç çocuğunu terketti.”

  4. #4
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    9
    Phrasal Verb'lerin yanı sıra idiom'ların da yeri önemlidir bence. Bende bazı idiom'ları paylaşıyorum )
    (it's) raining cats and dogs
    You can say "it's raining cats and dogs" if it's raining very hard.
    (like) water off a duck's back
    You can say an insult or criticism is like water off a duck's back if it doesn't upset you.
    a night owl
    You're a night owl if you like to stay up and do things late at night.
    a queer fish
    If someone's a queer fish, they are a bit strange and can sometimes behave in an unusual way.
    a whale of a time
    If you have a whale of a time, you have a great time and really enjoy yourself.
    a wolf in sheep's clothing
    A wolf in sheep's clothing is someone who seems to be a good person but is really a bad person.
    a zebra crossing
    A zebra crossing is a pedestrian crossing that is marked on the road with painted black and white stripes.
    can of worms Informal
    If you say a situation or an issue is a can of worms, you think that getting involved in it could lead to problems.
    chickens come home to roost
    If chickens are coming home to roost, someone is suffering the unpleasant consequences of their bad actions in the past.
    drink like a fish Informal
    If someone drinks like a fish, they drink a lot of alcohol.
    eyes like a hawk
    If someone has eyes like a hawk, they have very good eyesight and they notice everything.
    kill two birds with one stone
    If you kill two birds with one stone, you achieve two things with the one action.
    let the cat out of the bag
    If you let the cat out of the bag, you let someone know a secret.
    like a fish out of water
    You feel like a fish out of water if you're surrounded by people who are different to you, and it's making you feel a little uncomfortable.
    quiet as a mouse
    If you're as quiet as a mouse, you're very quiet.
    sick as a dog
    If you're as sick as a dog, you're very sick.
    take the bull by the horns
    If you take the bull by the horns, you deal with a problem or a challenge in a direct and fearless way.
    talk turkey
    If you talk turkey, you discuss something seriously, usually to do with business or money.
    the lion's share
    You can say something is the lion's share if it's the biggest share or portion of something.
    the rat race
    The rat race is the highly competitive and stressful world of work and business.

  5. #5
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jan 2013
    Mesajlar
    15
    Rep Puanı
    9
    Account for: Hesap vermek
    Ali has to account to his father for the money he gives him for school expenses.
    Ali okul masrafları için babasının ona verdiği paranın hesabını vermek zorundadır.


    Acknowledge receipt of: Alındı bildirimi
    I acknowledged receipt of a registered letter.
    Taahhütlü bir mektubun alındığını bildirdim.


    Act for some one: Birinin vekili olmak
    My brother is acting for me.
    Kardeşim bana vekâlet ediyor.


    Act up: Etkilemek
    This medicine acts up the heart.
    Bu ilaç kalbi etkiler.


    Allow for: Hesaba katmak
    I always buy big shoes for my son to allow for growth.
    Oğlumun büyümesini hesaba katarak daima büyük ayakkabılar alırım.


    Answer back: Ters cevap vermek
    The little boy answered his mother back.
    Küçük çocuk annesine ters cevap verdi.


    Answer the door: Kapıya bakmak
    He answered the door at once when Ayşe rang the bell.
    Ayşe zili çaldığı zaman, o hemen kapıyı açtı.

    Answer to: Uymak
    He answers to your description.
    O, tarifinize uyuyor.


    Apply for: Başvurmak
    He applied for a new job.
    O, yeni bir iş için başvurdu.


    Arrive upon: Çıkagelmek
    He arrived upon the meeting as we were close to leave.
    O, ayrılacağımız sırada toplantıya çıkageldi.


    As soon as: Hemen, olur olmaz
    He started as soon as he received the news.
    O, haberleri alır almaz, hareket etti.


    As well: .........da, ...........dahi
    He gave me advice and money as well.
    O, bana öğüt verdiği gibi para da verdi.


    Ask after someone: Birini sormak
    He asked after your brother’s health.
    O, kardeşinizin sağlık durumunu sordu.


    Ask for: Sormak
    He asked for the nearest Posf Office.
    O, en yakın postaneyi sordu.


    Ask someone in (up, down): Birisini içeri davet etmek
    I asked my friend in.
    Arkadaşımı içeri çağırdım.


    Ask a prise: Bir fiyat istemek
    Did you ask a prise for the house?
    Ev için bir fiyat istediniz mi?


    Ask for trouble: Bela aramak
    You are asking for trouble behaving like this.
    Böyle davranmakla bela arıyorsunuz.

  6. #6
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Jan 2013
    Mesajlar
    15
    Rep Puanı
    9
    Barking up the wrong tree
    Yanlış ağaca havlamak
    Cevabı yanlış yerde aramak

    Put someone in the picture
    Birini resme koymak
    Birine olayın iç yüzünü anlatmak

    To keep one's fingers crossed
    İyi şans dilemek

    To throw one's hang in
    Vazgeçmek

    To break the back of it
    İşin çoğunu tamamlamak

    To be on one's toes
    Harekete geçmek için her zaman hazır olmak

    Head start
    Avans Vermek

    To pull someone's leg
    Şaka ile kandırmak

    To put one's foot in it
    İstemeden utandırmak

    To toe the line
    Kurallara uymak

    To be up in arms
    Muhalafet etmek
    çok karşı çıkmak

    To give someone the elbow
    Birinden kurtulmak

    To get something off one's chest
    İtiraf etmek

    To have a chip on one's shoulder
    Kompleksli olmak

    To be neck and neck
    Aynı düzeyde olmak

    Off the top of one's head
    Düşünmeden

    To be tied up with something
    Birşeyden dolayı o anda meşgul olmak

    To be full of beans
    Hayat dolu olmak

    It was a piece of cake
    Çok kolaydı

    To drop someone a line
    Birisine çok kısa mektup yazmak

    To get carried away
    Birşeyden dolayı aşırı heyecanlanmak

  7. #7
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Sep 2012
    Mesajlar
    68
    Rep Puanı
    10
    ngilizce'de en sık kullanılan phrasal verb'lerin kullanımı ve listesi
    (Most common phrasal verbs in English)

    Phrasal verbs çoğunlukla bir edat ve birden daha fazla sözcük veya sözcük grubunun bir araya gelmesinden oluşan eylemlerdir. Phrasal verbs’ ler çoğu kez dilin güncel kullanımlarından ortaya çıkar ve sık kullanıldığı için zamanla dilin ana yapısını oluşturur. Phrasal verbs hem geçişsiz hem de geçişli fiil olarak kullanılabilir.

    GEÇİŞSİZ FİLLERE ÖRNEK

    (The children were sitting around, doing nothing (Çocuklar hiçbir şey yapmıyorlar, öylece oturuyorlardı.)

    The witness finally broke down on the stand. (Tanık sonunda durumu değiştirdi)

    GEÇİŞLİ FİİLLERE ÖRNEK

    Our boss called off the meeting. (Patronumuz toplantıyı erteledi)

    She looked up her old boyfriend. (Eski erkek arkadaşını aradı.)


    Bu yapıdaki bir fiil ile birleşmiş kelimeye (çoğu kez bir edat ile) takı denir.
    Phrasal verbs ‘ler ile ilgili yaşanan problem, öncelikle anlamlarındaki belirsizliktir ve çoğunlukla P.V’ler birkaç farklı anlamı ifade ederler.

    Örneğin;

    To make out: bir şeyin farkına varmak veya görmek, Bu sözcük grubu aynı sevişmek anlamına da gelebilir.

    If someone chooses to turn up the street (Eğer biri caddeden yukarı doğru gitmeyi tercih ederse)

    Yukarıdaki örnekte kullanılan "Turn up" bir edat ile bir fiilin birleşmesidir ama bir P.V değildir. Yani gerçek anlamında kullanılmışlardır. Ama aşağıdaki örnekte "turn up" phrasal verb olarak kullanılmakta ve tamamen farklı anlamlar vermektedir.

    if your neighbors unexpectedly turn up (appear) at a party or your brother turns up his radio,
    ( Eğer komşularınız beklenmedik bir anda bir partiye gelirse veya erkek kardeşiniz radyonun sesini yükseltirse)

    Ayrıca P.V ‘ ü oluşturan fiil, edat veya sözcük grupları her zaman yan yana yazılmazlar.

    "Fill this out," (Bunu doldurun) diyebiliriz ya da
    "Fill out this form." diyebiliriz. Her ikisi de doğrudur.

    Phrasal verblerin geniş listesini; ayrılabilir-ayrılamaz, geçişli-geçişsiz phrasal verbs’lerin listesi aşağıda verilmiştir. Fiillerin listesi kısa tanımlarla ve örneklemelerle bir araya getirilmiştir. Liste basıldığı takdirde kullandığınız yazı tipi veya tarayıcınıza göre beş veya altı sayfadır. Öncelikle bu dili öğrenenlerin P.V konusunda başarılı olmak için yapmaları gereken şey, çok fazla okumak ve dinlemektir. Bir de iyi bir sözlük edinmek, oldukça yararlı olacaktır.

  8. #8
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    9
    -Look up to : admire.
    *I have always looked up to my grandfather
    -Look for :search
    *I am looking for a job nowadays.
    -Look down on : despire ,scorn
    *Looking down on disabled people is the most horrible thing in the world.
    -Look at: stare at sb.
    *I am looking at you right now.
    -Look after: take care
    *I am looking after my little sister tonight.
    -Look forward to :wait for
    *I am looking forward to going on a holiday.
    -Look back on : recollect,remember.
    *When I look back on my past years,I always become happy.

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73