Diğer Hizmetlerimiz: ingilizce Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Toefl Kursu |  Yds Kursu |  Toefl |  izmir ingilizce kursu
Rusça Kursu |   Bursa ingilizce Kursu |  ispanyolca Kursu |  ielts Kursu |  Toeic Kursu |  Proficiency Kursu |  Gmat Kursu


İngilizce Kursu
Toplam 9 sonuçtan 1 ile 9 arasındakiler gösteriliyor.
Like Tree1Likes
  • 1 Post By zeynepdemirboun

Konu: Biraz da Şiir Okuyalım :)

  1. #1
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Feb 2013
    Mesajlar
    39
    Rep Puanı
    7

    Exclamation Biraz da Şiir Okuyalım :)

    Shakespeare's ''Sonnet 130''

    SONNET 130

    My mistress' eyes are nothing like the sun;
    Coral is far more red than her lips' red;
    If snow be white, why then her breasts are dun;
    If hairs be wires, black wires grow on her head.
    I have seen roses damask'd, red and white,
    But no such roses see I in her cheeks;
    And in some perfumes is there more delight
    Than in the breath that from my mistress reeks.
    I love to hear her speak, yet well I know
    That music hath a far more pleasing sound;
    I grant I never saw a goddess go;
    My mistress, when she walks, treads on the ground:
    And yet, by heaven, I think my love as rare
    As any she belied with false compare.

    130. Sone (Türkçe Çeviri:Can Yücel)

    "Güneşe hiç benzemez sevdiceğimin gözleri;
    Mercan önde gider kırmızılıkta, dudaklarından:
    Eğer kar beyaz tabir edilirse, onun koynu gri;
    Eğer saça tel denirse, kapkara teller büyür başından.
    Çok gördüm pembe, beyaz, kırmızı güller,
    Ama izi bile yoktur onun yanaklarında o güllerin;
    Ve bazı kokular eminim çok daha güzeller
    Acı kokusundan, ondan yükselen nefesin.
    Severim onu konuşurken dinlemeyi, ama bilirim
    Müziğin kulağa çok daha hoş gelen bir tınısı var:
    Emin olun öyle yürüyen bir ilahe hiç görmedim;
    Benim sevdiceğim yürürken yeri göğü sallar.
    Ve fakat, Tanrı şahit olsun ki benim aşkım nadirdir
    O, saçma sapan benzetmelerle tarif edilemeyendir."

  2. #2
    Senior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    156
    Rep Puanı
    7
    LITTLE CHILD

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    The little child is crying being lost in darkness
    You mightn’t have a house or parents
    You mightn’t have anybody, you might have been scorned
    Whatever happens and happens
    The time and the days will pass
    One day might come and you might be consoled little child.

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    The little child is crying being lost in darkness
    You’d had various troubles making you get lost
    Strangers had taken the little money you deserve
    Whatever happens and happens
    The time and the days will pass
    One day might come and you might be consoled little child.

    KÜÇÜK ÇOCUK

    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
    Belki evin yokmuş senin, anan-baban yokmuş senin
    Kimselerin yokmuş senin, belki seni hor görmüşler
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.

    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
    Türlü türlü derdin varmış, dertler seni senden çalmış
    Hakkın olan üç kuruşu o yabancı eller almış
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.

    Yazan: Serdar Yıldırım

  3. #3
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Feb 2013
    Mesajlar
    39
    Rep Puanı
    7
    Shakespeare / Sonnet 66


    tired with all these, for restful death i cry,
    as, to behold desert a beggar born,
    and needy nothing trimm’d in jollity,
    and purest faith unhappily forsworn,
    and guilded honour shamefully misplaced,
    and maiden virtue rudely strumpeted,
    and right perfection wrongfully disgraced,
    and strength by limping sway disabled,
    and art made tongue-tied by authority,
    and folly doctor-like controlling skill,
    and simple truth miscall’d simplicity,
    and captive good attending captain ill:
    tired with all these, from these would i be gone,
    save that, to die, i leave my love alone.
    _________________________________

    Çeviri:Can Yücel

    vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
    değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
    değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
    değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
    değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
    o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
    ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
    ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
    değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
    değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
    doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
    değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’ e
    vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
    seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

  4. #4
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    17
    Rep Puanı
    7
    Stopping by Woods on a Snowy Evening

    by Robert Frost

    Whose woods these are I think I know.
    His house is in the village though;
    He will not see me stopping here
    To watch his woods fill up with snow.

    My little horse must think it queer
    To stop without a farmhouse near
    Between the woods and frozen lake
    The darkest evening of the year.

    He gives his harness bells a shake
    To ask if there is some mistake.
    The only other sound's the sweep
    Of easy wind and downy flake.

    The woods are lovely, dark, and deep.
    But I have promises to keep,
    And miles to go before I sleep,
    And miles to go before I sleep.

    cevat çapan'ın türkçe'ye çevirisi:

    kar yağarken ormana

    bu koruluklar kimin, sanırım biliyorum
    ama köyde duruyor sahibi korulukların;
    durup seyrettiğimi görmeyecek burada
    nasıl bütün ormanı kapladığını karın.

    atım da şaşmış olmalı durmama
    bir çiftlik bile yokken yakında,
    arasında donmuş gölle koruların
    yılın bu en karanlık akşamında.

    şöyle bir sarsıyor başıyla dizginlerini
    acaba yanıldım mı diye.
    bunun dışında duyulan tek ses
    esen yelle yağan kar ince ince.

    korular çok güzel, karanlık, derin,
    ama verilmiş sözüm var benim,
    ve uyumadan önce millerce yol gideceğim,
    ve uyumadan önce millerce yol gideceğim.

  5. #5
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    57
    Rep Puanı
    7
    What happens to a dream deferred?
    Does it dry up
    Like a raisin in the sun?
    Or fester like a sore--
    And then run?
    Does it stink like rotten meat?
    Or crust and sugar over--
    like a syrupy sweet?
    Maybe it just sags
    like a heavy load.
    Or does it explode?

    -------

    Ertelenmiş bir düş ne olur?

    Kurur mu
    güneş altında üzüm tanesi gibi?
    Yoksa bir yara gibi iltihaplanır—
    akar gider mi?
    Çürümüş et gibi mi kokar?
    Yoksa kaymak mı tutar, şekerlenir mi—
    şerbetli bir tatlı gibi?

    Belki yalnızca sarkar
    ağır bir yük nasıl sarkarsa.
    İnfilak mı eder yoksa?

    Çeviren: Coşkun Büktel

  6. #6
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Dec 2012
    Mesajlar
    57
    Rep Puanı
    7
    Where the Sidewalk Ends by Shel Silverstein
    There is a place where the sidewalk ends
    And before the street begins,
    And there the grass grows soft and white,
    And there the sun burns crimson bright,
    And there the moon-bird rests from his flight
    To cool in the peppermint wind.

    Let us leave this place where the smoke blows black
    And the dark street winds and bends.
    Past the pits where the asphalt flowers grow
    We shall walk with a walk that is measured and slow,
    And watch where the chalk-white arrows go
    To the place where the sidewalk ends.

    Yes we'll walk with a walk that is measured and slow,
    And we'll go where the chalk-white arrows go,
    For the children, they mark, and the children, they know
    The place where the sidewalk ends.

    -----

    Patikaların bittiği caddelerin başladığı yerde
    Bambaşka bir ülke var
    Orada yumuşak ve ak çimenler uzar
    Ve güneş sapsarı yanar
    Ve ay kuşları yorgun dinlenirler
    Nane kokulu rüzgarda serinlenirler.

    Beni bu yerde bırak
    Bacadan hala siyah dumanlar tüter,bak
    Karanlıklık sokaklar bükülür gider
    Kıyılarında çiçekler büyüyen yollardan geç
    Öylesine yürüyelim ki yavaş ve ölçülü
    Ve gözlemleyerek ak okların nereye gittiğini
    Görerek yolların nerede başlayıp nerede bittiğini.

    Evet, yavaş ve ölçülü yürüyeceğiz
    Ve beyaz oklarımızın gittiği yere gideceğiz
    Çocukların gösterdiği,çocukların gidebildiği
    Yolların sonundaki yere gideceğiz.
    (Çeviren:Erdal Ceyhan)

  7. #7
    Junior Member Array
    Üyelik Tarihi
    Mar 2013
    Mesajlar
    8
    Rep Puanı
    0
    bu şiirde anlatılmaya çalışılan şey aslında shakespeare nin 17. yüzyıl edebiyatı ve ''sevgiliyi parçalara ayırarak güzelliğini anlatma '' akımını eleştirisinden ibarettir. yoksa shakespeare nin sevdiğini ''My mistress' eyes are nothing like the sun'' ''Güneşe hiç benzemez sevdiceğimin gözleri'' yani diyecek kadar küçük düşürüeceğini ve bütün bir sonesini sevgilim en güzel değil , sevdiğimden güzel kokanlar da var diyecek bir şair olmadığını hepimiz biliriz shakespeare burada sevgiliyi parça parça anlatıp her bir parçasını ayrı öven akımı eleştirir ve sevgilinin bir kadın olarak bütün bir şekilde övülmesini ve ''O, saçma sapan benzetmelerle tarif edilemeyendir'' diyerek sevgiliyi doğayla veya nesnelerle karşılaştırılmadan bütün olarak anlatılmasını ister. edebiyat severlere küçük bir ayrıntı)
    sahing likes this.

  8. #8
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Feb 2013
    Mesajlar
    39
    Rep Puanı
    7
    Bu güzel analiz için teşekkür ederiz

  9. #9
    Member Array
    Üyelik Tarihi
    Feb 2013
    Mesajlar
    39
    Rep Puanı
    7
    On His Blindness
    - by John Milton


    WHEN I consider how my light is spent
    Ere half my days, in this dark world and wide,
    And that one talent which is death to hide
    Lodged with me useless, though my soul more bent
    To serve therewith my Maker, and present
    My true account, lest He returning chide,—
    Doth God exact day-labour, light denied?
    I fondly ask:—But Patience, to prevent
    That murmur, soon replies: God doth not need
    Either mans work, or His own gifts, who best
    Bear His mild yoke, they serve Him best. His state
    Is kingly; thousands at His bidding speed
    And post oer land and ocean without rest:—
    They also serve who only stand and wait.



    Türkçe çeviri : Tacettin Fidan

    Adamın Körlüğüne


    Bu karanlık ve geniş dünyada, ışığımın
    geçmişte nasıl harcandığını düşündüğüm vakit
    Bundan önceki hayatımın yarısı,
    Ve tek bir yetenek var ki, ölümdür onu saklaması,
    Gelir, lüzumsuz şekilde tekrar bana yerleşir,
    Ruhum buna iyice eğrilir, ama ben
    Yaradan dönüp de beni azarlamasın diye,
    Bana düşen ibadet vazifemi derhal tamamlar,
    Böylece yaptığım sevaplar hesabıma konulur sanmıştım,
    - Neden Tanrım kalan günlerime bu kadar erken fiyat biçti?
    - Neden dünya aydınlığı bana yasaklandı?
    Şefkatle soruyorum: - Ama Sabır, bu mırıltıyı,
    önleme gayesi ile derhal cevap veriyor:
    Tanrı’nın ihtiyacı yoktur,
    ne insanın işine,
    ne de o Yüceliğin kendi hediyelerine.
    O Yüceliğin buyunduruğunu en iyi taşıyan kimse,
    Tanrı’ya en iyi hizmeti yapar.
    Mevla’nın Devleti Krallara yaraşır bir nesnedir;
    binlerce kişi O’nun emrinden sürat alır
    Karada ve denizde hiç dinlenmeden vazife başına geçer: -
    Keza, böylece kaim ve bekleyiş yapana da hizmet etmiş olurlar.

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68